Edep Ya Hu !

29/12/2006

Garip Bir Hikaye ..

Kadın, adamın peşinden içeri girdi. Ancak dikkatli bşr gözlemci kadının ağlamaktan şişmiş gözlerini fark edebilirdi. Makyaf ustaca yapılmıştı.. Adam ise 'kalpsiz' suratına bürünmüştü. Arasıra kadına kaçamak bakışlar atıyordu.
Lafa kadın başladı:
-- Neden ayrılıyorsun benden? Sana herşeyimi sundum. Neden?
Son nedeni söylerken ağlamaya başladı kadın. Adam ise istifini bozmadan dinlemişti.
-- 'Senden sıkıldım.' dedi adam hızlıca ve devam etti:
-- Beni boğuyorsun. Seninle beraberkken benim yerime düşünüyor, benim yerime karar veriyor ve ona göre hareket ediyorsun. Belkiden bunları bilmeden yapıyorsun. O yüzden fazla uzatmadan ve birbirimizi kırmadan bunu bitirelim.
Kadın adamı dinlerken bembeyaz olmuştu. Sanki karşısındaki adam, bir gün önceki adam değildi. Kadın adamın dediklerini özümsüyor ve vereceği cevap için güç topluyordu. Bu yüzden birkaç dakika sessizlik oldu. Kadın birden söze başladı:
-- 'Seninle ilk tanıştığımız günü hatırlıyor musun? Annem yeni vefat etmiş ve sen de annenin yarattığı boşluğu doldurmak için olmadık işlere girişiyordun. Sonra ilişkimiz başladı. Annenin boşluğunu doldurmak için senin annen rolünü üstlendim. Ama sen bunu göremeyecek kadar körmüşsün.' dedi kadın. Artık ağlamıyor ama mağrur bakışlarla duvara bakıyordu.
Adam annesini hatırladı. Kadını zaten annesine benzediği için sevmemiş miydi? Onun boşuğunu doldurmuştu. Gerektiğinde anne, gerektiğinde sevgili, gerektiğinde de arkadaş olmuştu kadın ona. Birden yanlış yaptığını anladı. Ezici bir pişmanlık duydu. Kadına döndü. Ellerini tuttu ve şöyle haykırdı:
-- Seni seviyorum.
Kadın ise artık sevinçten ağlıyordu.
Bu sırada ben masanın altından çıktım ve alkışlamak için kollarımı kaldırdım. Ama sağ kolum oradaki vazoya çarptı. Vazo düştü ve kırıldı. O zaman ikisi birden beni farketti. Adam şaşkın bir ifadeyle bana baktı.
-- 'Kimsiniz?' diye sordu kadın.
-- 'Ben hikayenin anlatıcısıyım' dedim ve kapıdan çıktım.

Sonrasını bilmiyorum...

 

Yazarı: kjah_rew

29/12/2006

Zaman ve Para


Bir çekirdek ailede 10 yaşındaki Yağmur adında bir kız çocuğu yaşar. Kardeşi yoktur.
Birgün babası maç izlerken yanına gider ve sorar:
-Baba sen saatte kaç para kazanıyorsun?
-20 YTL kazanıyorum
-10 YTL sini verir misin?
-Git başımdan ! Olmaz..
Yağmur babasının bu cevabına kırılır. Gece yatağına uzanacakken kapı açılır ve babası gelir.
-Kızım al sana istediğin 10 YTL.
Yağmur, parayaı alır ve yastığının altındaki demir paralardan oluşan 10YTL yi çıkarır.
Babası kızgın bir dille:
-Kızım madem vardı paran benden niye istiyorsun.
Kızın cevabı sert babaya çok güzeldir.
-Baba sen o 10 YTL yi bana verince 20YTL m olacak. Ve senden birşey isteyeceğim. Acaba ben sana 20 YTL versem bana bir saatini verir misin?

__________________
Yazarı:Curva sud TEXAS

28/12/2006

Fransız Thibaux 'Türk' oluyor

Fransa meclisinin sözde Ermeni soykırımını inkârı suç sayan düzenlemeyi kabul etmesinin ardından Türk vatandaşlığına başvuran Fransız tarihçi Jean Michel Thibaux'nun talebi İçişleri Bakanlığı'nca onaylandı. İçişleri Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, Konya Valiliği İl Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğü'ne başvuran Thibaux'nun vatandaşlık işlemleri İçişleri Bakanlığı'nca da onaylandı ve Bakanlar Kurulu'na sunuldu. İçişleri Bakanlığı yetkilileri, Bakanlar Kurulu onayının ardından Thibaux'nun Türk vatandaşı olacağını ve "Atakan Türk" adını kullanacağını açıkladı.
http://www.milliyet.com.tr/

27/12/2006

Yunus Emre

Hayatı

Tarihî hayat ve şahsiyeti hakkında pek az şey bildiğimiz Yûnus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmaya ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde küçük-büyük Türk Beylikleri'nin kurulmaya başladığı XIII. yy ortalarından Osmanlı Beyliği'nin filizlenmeye başladığı XIV. yy'ın ilk çeyreğinde Orta Anadolu havzasında doğup yaşamış bir Türkmen kocası, şair bir erendir. Yûnus'un yaşadığı yıllar, Anadolu Türklüğünün Moğol akın ve yağmalarıyla, iç kavga ve çekişmelerle, siyasî otorite zayıflığıyla, dahası kıtlık ve kuraklıklarla perişan olduğu yıllardır. XIII. yy'ın ikinci yarısı, sadece siyasî çekişmelerin değil, çeşitli gayrısünni mezhep ve inançların, batınî ve mutezilî görüşlerin de yoğun bir şekilde yayılmaya başladığı bir zamandır. İşte böyle bir ortamda, Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, Hacı Bektaş-ı Velî, Ahî Evrân-ı Velî, Ahmed Fakih gibi ilim ve irfan kutuplarıyla birlikte Yûnus Emre, Allah sevgisini, aşk ve güzel ahlakla ilgili düşüncelerini, her türlü batıl inanca karşı gerçek İslam tasavvufunu işleyerek Türk-İslam birliğinin oluşmasında önemli vazifeler ifa etmiştir.

Yûnus Emre, Risaletü'n-Nushiyye adlı mesnevîsinin sonunda verdiği;

Söze târîh yidi yüz yidiyidi
Yûnus cânı bu yolda fidîyidi

beytinden anlaşıldığı kadarıyla H. 707 (M. 1307-8) tarihlerinde hayattadır. Yine, Adnan Erzi tarafından Bayezıd Devlet Kütüphanesi'nde bulunan 7912 numaralı yazmada şu ifadelere rastlanmaktadır:

Vefât-ı Yûnus Emre
Müddet-i 'Ömr 82
Sene 720

Bu belgeden anlaşılacağı üzere, Yûnus Emre, H. 648 (M. 1240-1) yılında doğmuş, 82 yıllık bir dünya hayatından sonra H. 720 (M. 1320-1) yılında Hakk'a yürümüştür.

Doğduğu yer konusundaki tartışmalar Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy ile Karaman üzerinde yoğunlaşmakla birlikte birincisi daha doğru gözükmektedir. Menakıpnâmelerle şiirlerinden çıkarılan bilgilere göre Babalılardan Tapduk Emre'nin dervişidir. Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgisi Vilayetname'den kaynaklanmaktadır. Yine şiirlerinden tasavvuf yolunu seçtiği, iyi bir öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. Anadolu kentlerini dolaştığı, Azerbaycan ve Şam'a gittiği, Mevlana'yla görüştüğü, giderek şeyh olduğu da bu bilgiler arasındadır.

Şiiri

Ozanlığının yanısıra dili, düşünceleri, işlediği konularla Anadolu'da gelişen Türk edebiyatının en büyük adlarından sayılan Yûnus Emre, yalnız halk ve tekke şiirini değil, divan şiirini de etkiledi, yaşarlığını çağlar boyu sürdürdü. Hece ve aruzla yazdığı şiirlerinde sevgiyi temel aldı. Tasavvufla, İslam düşüncesiyle beslenen dizelerinde insanın kendisiyle, nesnelerle, Tanrıyla ilişkilerini işledi, ölüm, doğum, yaşama bağlılık, Tanrısal adalet, insan sevgisi gibi konuları ele aldı. Çağına hâkim olan düşünüş biçimini ve kültürü konuşulan dille, yalın akıcı bir söyleyişle dile getirdi; kendinden önce yetişmiş İran ozanlarının, çağdaşlarının yapıtlarında geçen kavramlara yeni bir öz, yeni bir deyiş kattı. Bu yanıyla tasavvuf düşüncesini, Alevi-Bektaşi inançlarını zenginleştirdi, kendi adına bağlanan tekke şiirinin Anadolu'daki ilk temsilcilerinden oldu...

Türbesi

Yûnus Emre'nin mezarı olduğu iddia edilen pek çok mezar ve türbe vardır. Bunlar; Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy; Karaman'da Yunus Emre Camii avlusu; Bursa; Kula ile Salihli arasında Emre Sultan köyü; Erzurum, Duzcu köyü; Isparta'nın Gonen ilçesi; Aksaray; Afyon'un Sandıklı ilçesi; Ordu'nun Ünye ilçesi; Sivas yakınında bir yol üstü.

Ancak en kesin bilgiler Kırşehir'in Ulupınar Kasabasının Ziyarettepe mevkiinde olduğunu işaret etmektedir. Çünkü Yunus Emre hakkındaki bilgilerde bahsi geçen Taptuk Emre, Hacı-Bektaş'ı Veli, Ahi Evran-ı Veli Yunus Emre türbesine çok yakındır.

Kaynaklar

  • Tatcı, Mustafa. Yûnus Emre Dîvânı. Akçağ Yayınları, 1998. ISBN 9753382324.
  • Güneş, Burhan. Halk Şiiri Antolojisi. İlke Kitabevi, 2003. ISBN 9757923222
  • http://tr.wikipedia.org/wiki/Yunus_Emre

26/12/2006

MEVLANA JELALUDDİN RUMI

Come, Come again !
Whatever you are...
Whether you are infidel,
idolater or fireworshipper.
Whether you have broken your vows
of repentance a hundred times
This is not the gate of despair,
This is the gate of hope.
Come, come again...

http://www.mevlana.ws/

« Önceki ::